31 Aralık 2009

liste! liste!

Kafcamus’ta görünce ben de bir çetele tutayım istedim, bu yıl hangi kitapları okuduğuma dair. Hem 3 aydır yazmıyorum, blogun da örümcek ağları biraz temizlenmiş olur… 20 civarıdır en fazla diye düşünüyordum; bu kadar çıkmasına çok şaşırdım. Hoş, sonra mesele anlaşıldı: listedeki kitapların büyük bir kısmını, evde internet bağlantımın bozuk olduğu 3 aylık dönem ile, internet bağlantımın zaten hiç olmadığı, köyde geçirdiğim 10 günlük sürede okumuşum. Mutluluğa gideni bilmiyorum, ama entellektüalizme giden yol ilkellikten geçiyor sanırım. Kaçak abi kadar iyi bilemem tabii.
Birkaçının altına yorum yazdım, fazla da uzatmamaya çalışarak. Kitaplardan Kebikeç’e alıntı yaptıklarımı, yanlarına koyduğum birer “K” ile imledim, onlara tıklarsanız ilgili sayfaya gidersiniz. Başlarında kırmızı “F” harfi olanlar da “favori”lerim oluyor.
Yılbaşında çok içmeyin.

  1. Ütopya — Thomas More K
  2. Matrix ya da Sapkınlığın İki Yüzü — Slavoj Žižek K
  3. Ödünç Alınan Irak Çaydanlığı — Slavoj Žižek
  4. İmparatorluk, Direniş ve İsyan: David Barsamian’la Konuşmalar — Tarık Ali K
  5. Altı Varoluşçu Düşünür — Harold J. Blackham
  6. Spinoza Üzerine Onbir Ders — Gilles Deleuze
  7. Korsan Ütopyaları — Hakim Bey
  8. Her Biri Bulutlu Zirve — Friederike Mayröcker
  9. Algının Kapıları — Aldous Huxley
  10. F Kara Atena: Eski Yunan Uydurmacası Nasıl İmal Edildi? 1785-1985 — Martin Bernal K
  11. Gidiyorum Bu — ah muhsin ünlü

    Bir iddianın sahibi, gidiyorum bu. İrisinden, sakınmasız, bir iddia olduğunun farkında bir iddia hem de: tırnak içinde “şiir”in dışına çıkarak bambaşka bir şiir yaratma iddiası diyelim, kısaca. Ben hiç tanımıyordum, meğer hayranı çokmuş. Olur. Olsun. Her bokun bir sineği vardır; herkesin benim konduklarıma konmasını da beklemiyorum elbette. Şu var ki, kitapta Super Mario edasıyla bu imgeden şu imgeye zıp zıp zıplayan ah muhsin ünlü’nün en sık tekrarlanan, en hatırda kalan satırları hep, bu iddiasından uzaklaşarak “normal”e, “anlaşılabilir”e yanaştığı anlarda vuruyor sahile. O da bunun farkında, öyle farkında ki hem, bunları kalın fontla yazmakdan, her birinin sonuna ünlem işaretleri koymakdan, diğer satırlardan ayırarak tek başına sloganlara dönüştürmekden —“Freud diye bir şey yoktur!”— hiç imtina etmiyor. Kendi adıma, böyle bir iddia sahibi için bundan daha büyük bir teslim bayrağı, daha kesin bir yenilgi ilânı düşünemiyorum. Ve “Kuyulardır, derindir, içinde adam vardır / Yusuf bile düşmüştür Aleyhisselâm!” diye yazdığında ah muhsin ünlü, “O cümlede ‘bile fazlalıkdır / Yusuf oraya, zaten Yusuf olduğu için düşmüştür vesselâm” (ünlem işaretsiz) diye itiraz etmekden kendimi alamıyorum.

  12. Dürr-i Meknun — Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan Efendi
  13. Wittgenstein ve Dilin Sınırları — Pierre Hadot
  14. İçinde Yaşamayı Seçtiğimiz Hapishaneler — Dorris Lessing
  15. F Godot’u Beklerken — Samuel Beckett
  16. F Avrupa’da Yemeğin Tarihi — Massimo Montanari K

    Bunu bir formül, bir kaide haline getirme cüretini bulamam kendimde, ama insan zihninin belli bir haddi aşan karmaşıklığı, kavramaya mecâli olmadığı için ütüleyip geçtiğine, bu yüzden büyük büyük tarih anlatılarının tümdengelen ağırlığındansa, tek bir konuya odaklanıp gerektiği yerde dallanıp budaklanan mikrotarih çalışmalarının tümevaran çevikliğinin yeğ olduğuna daha fazla ikna oluyor gibiyim gitgide.  Avrupa’da Yemeğin Tarihi bunun güzel bir örneğiydi. Henüz bulamadım ama, benzer bir gastronomik tarih yazıcılığı örneği dünyanın diğer bölgeleri için de yapılmışsa çok okumak isterim.

  17. Cahillikler Kitabı — John Lloyd ve John Mittchinson
  18. Fotokopiler — John Berger
  19. Tonio Kröger / Tristan — Thomas Mann

    Thomas Mann da bir türlü üşengeçliğimi yenip okuyamadığım “büyük” yazarlardandı. Dikkatlice, ölçüp biçerek kuruyor cümlelerini Mann; bunu iyi bir zanaatkârlıkla da kotarıyor, ama yine de bu iyi gizlenememiş yapaylık, her satırda orada. Yapaylığa itirazım yok; iyi edebiyat, benim için, yapaylıkdan kaçınmakda değil, onu iyi gizleyebilmekdedir çünkü nihayetinde. Nabokov, Metamorphosis üzerine verdiği bir derste Kafka’nın zamanımızın en büyük Alman yazarı olduğundan bahsediyor: Rilke gibi şairler, ya da Thomas Mann gibi romancılar, onunla karşılaştırıldığında birer cüce, ya da alçıdan yapılma aziz heykelcikleri olabilirler ancak!”. Hem Rilke’yi (bir alt sırada), hem Mann’ı çok az bir zaman farkıyla okumuş olarak diyebilirim ki, Nabokov tamamiyle haklı.

  20. İmgeler Kitabı — Rainer Maria Rilke
  21. Düğüm — Knut Hamsun

    Açlık şaheserinden sonra yazdığı ikinci kitabı bu, Hamsun’un. Gizemli, Dostoyevskivarî bir entrikalar/itiraflar (ya da: günahlar/tövbeler) hikâyesi. Hiç fena değil, ama Hamsun’un diğer işlerindeki doğallık, akıcılık burada yok. Dostoyevski öykünmesinin gerektirdiği ruhî derinliğin de ancak bir taslağı mevcut. İddia ediyorum: Hamsun bu kitabı isteyerek yazmamış, yazarken de sıkılmış, hemen bitirip kurtulmak istemiş olmalı. Hem hikayenin, hem karakterlerin temellerinin sağlam atılmış olmasına rağmen malzeme lâyık olduğu yerlere gelememiş. Bunun da basit bir nedeni var: Hamsun, Dostoyevski değildi. Diyalog değil, monolog yazarıydı o. Tüm kitaplarında görülebilir bu: sahnedeki insan sayısı azaldıkça, kahraman kendi düşüncelerine, kendi iç sesine gömüldükçe yazışı akıcılaşır, kuvvetlenir Hamsun’un.

  22. Sonbahar Yıldızları Altında — Knut Hamsun K
  23. Hüzünlü Havalar — Knut Hamsun K
  24. F Son Mutluluk — Knut Hamsun K

    “Uyuyamayınca kalktım, ‘Son Mutluluk’un ilk otuz sayfasını okudum tekrar; son iki haftadır yüz kez yaptım belki bunu. Doğaya karşı özel bir sevgi yoktu bende; ama Hamsun'un öyle berrak, şiirsel bir huzur ve bilgelikle dolu ki yazarlığı... ya haberdar olmadığım küçük bir sevgi, hayranlık çekirdeği vardı içimde, onu yeşertti, yahut hepten yoktan var etti bunu. Her şeyi bırakıp ormanlara gidebilir, gitsem bir büyük sükûnet içre eriyip kaybolabilirmişim gibi hissediyorum onu okuyunca; büyük bir yalan bu gerçi, biliyorum. Nefsin karşı koymak şöyle dursun, isterik bir biçimde sarıldığı, hemen her yere uzanan yumuşak kolları var hayatın.” —birkaç yıl önce eski bir arkadaşıma yazdığım mektuptan. Bu Son Mutluluk’u kaçıncı okuyuşumdu bilmiyorum, ama kesinlikle sonuncusu değildi.

  25. İstanbul'da İki İskandinav Seyyah — Knut Hamsun, Hans Christian Andersen
  26. F Tersten Perspektif — Pavel Florenski K

    Normalde okumalarım hep rastgeledir. Tersten Perspektif istisnalardandı. Cevabını —varsa— merak ettiğim çok spesifik bir soruyu takiben ulaştım bu kitaba: “Hayranlıkla baktığımız, en azından öyle bakmamız gerektiğini öğrendiğimiz Rönesans resimlerindeki çift kaçışlı perspektif daha önceleri, gerçekten de böyle çizmenin yolları bulunamamış olduğundan mı kullanılmıyordu, yoksa durumun başka bir açıklaması mı var?”  Florenski’nin verdiği cevabın kaba bir özeti Kebikeç’te var; sonra bu konu üstüne daha ayrıntılı yazmayı istiyorum, becerebilirsem.

  27. Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye — Murat Belge K
  28. Şair ve Patron: Patrimonyal Devlet ve Sanat Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme — Halil İnalcık
  29. Fatih Sultan Mehmet: İstanbul’un Alınışı ve Türkler İstanbul’a Neler Getirdiler? — J. Hammer K
  30. Vitrinde Yaşamak — Nurdan Gürbilek K
  31. Egzistansiyalizmin Durumu — Roger L. Shinn K

    “Dedikoduların aksine egzistansiyalistlerin cevabı, insanların gülmez olduğunu görmek gibi kötü bir arzu değildir. Onlar da partileri, sporu ve dostluğu severler.” Bir gün online dating sitelerinden birine yazılırsam —ki yakındır— bu cümleyi “kısaca kendinizi anlatın” kutusuna kopyalayacağım.

  32. Aşk — Elif Şafak

    Baba ve Piç zamanlarından beri Elif Şafak okumuyordum, sanırım doymuştum. Özellikle Pinhan gibi ilk dönem kitaplarını okumuş olanlar bilir; Şafak’ın tasavvufla arası iyidir. Konu Mevlânâ-Şems olunca ümitlenmedim desem yalan olur o yüzden. Şafak’ın bu işi kıvırabileceğini düşünüyordum. Kıvıramamış. Üstünde uzun uzun durmaya da gerek yok: Aşk, Amerikan self-help kitaplarıyla, Harlequin beyaz dizi romanları arasında gidip gelen, new-age ruhanîliğiyle soslanmış basit bir aşk hikayesi. Ben Şafak’ın samimiyetinden şüphe duymuyorum; ama gazetede köşe yazarlığı, yılaşırı yeni bir kitap derken yazarlığını çok yorduğuna, biraz dinlenip kendini yenilemesi gerektiğine inanıyorum.

  33. Aşk Dalgası — Ömer Seyfettin K
  34. Kalpsiz Dünyanın Kalbi — Roni Margulies K
  35. Bugün Pazar Yahudiler Azar — Roni Margulies K
  36. Hayy bin Yakzan — İbn-i Sina / İbn-i Tufeyl
  37. Aşk’a ve Kadınlara Dair — Arthur Schopenhauer K
  38. On the Suffering of the World — Arthur Schopenhauer
  39. Tanrısal Öngörü (De Providentia) — Seneca K
  40. Nightingales Under the Snow — Annemarie Schimmel
  41. Sevgilerde — Behçet Necatigil
  42. F Tehlikeli Oyunlar — Oğuz Atay
  43. More Joy of Mathematics  — Theoni Pappas
  44. Takımdan Ayrı Düz Koşu der. Tanıl Bora
  45. F Neşeli Öyküler — Carla M. Cipolla
  46. Çokbilmiş Özne — Bülent Somay K
  47. Kiyoto / Izu Dansözü — Yasunari Kawabata
  48. Bilgi Üzerine 3 Söyleşi — Paul K. Feyerabend
  49. F Şeyh Bedreddin: Tasavvuf ve İsyan — Michel Balivet
  50. Hikayeler — Tarık Buğra
  51. Hükümdar (Prens) — Machiavelli
  52. Best Of — Perihan Mağden K
  53. Sihamba: Zenci Hikaye ve Şiirinden Seçmeler
  54. The Melancholy Death of Oyster Boy & Other Stories — Tim Burton
  55. Anaokulu’nda Oyun — Ruhi Sel K
  56. Karıncaların Meraklı Hayatı K
  57. Kuşlar
  58. Anaokulu’nda Oyun K
  59. Yeni Hayat Bilgisi

18 yorum:

  1. Gerci Kacak'a atmissin topu ama entellektüalizme giden yol ilkellikten degil izolasyon ve yalnizliktan geçiyor desen daha iyi olurdu diye dusunuyorum...

    YanıtlayınSil
  2. Ben 33, 34 ve 35 hakkında ne düşündüğünü merak etmekteyim. Keşke daha çok kitaba dair notlar olsaydı.

    YanıtlayınSil
  3. En az bu güzel yazı kadar uzun ve dolu bir yorum yazmak lâzım ama ben Ruhi Bey nasılım bilmiyorum bugünlerde... "Yeni" diye kutsadığımız, lâkin yazgısı her "yeni" gibi eskimek olan yeni yıla kalsın anasını satayım.

    Yeni yılda sıfırlarınızın bile içi dolu olsun dilerim...

    Sevgiler.

    YanıtlayınSil
  4. hehe faruk ahmet abim,

    ne okuma listesi ama diye ünledim sona gelene kadar.....entelektüalizmin dikenli ask yollarinda yalniz degiliz hicbirimiz...zizek'in top on yapmasina sasirmadim, agzistanyalist ayartinin güclenmesine karsi, biraz dengeleyici yapisalcilik katilsa araya diye düsündüm....yani cerez niyetine...okumadiklarimi, okumus olsam da yeniden okumak istediklerimi listeledim kendim icin....knut hamsun"larin kenarina üc yildiz koydum, aclik'tan baska kitabini okumamisim ama aklimin kenarinda duran bir yazar olarak geldi bugüne...bi de su, ah muhsin ünlü'yü okusam da begenmesen diyorum kitabini bulup...o alttaki yorumdan sonra ne begenecegim canim, deli miyim ben....simdi bu listenin üstüne gidip kendi listemi yapip da üc-bes kitap ile rezil olmayayim...ama yaparim belki, aksam bi kücük raki acayim hele....

    YanıtlayınSil
  5. EG,
    o zaman şaka olmazdı ama, değil mi?

    Seyyarat,
    üzgünüm, bu kadarını bile oflaya puflaya, bir görev sıkıntısıyla yazdım. O dediklerin hakkında not eklerim belki sonra. Sen okuduğun için mi soruyorsun? Okuduysan sen ne düşünüyorsun?

    Metin abi,
    çok teşekkür ederim. Sizin de güzel geçer inşallah yeni yılınız, çok yoruldunuz bu sene. Yorumlarınızı da 2 Ocak sabahı masamda bekliyorum.

    Kaçak,
    dengeleyelim abicim. Tavsiye et bir iki yapısalcı kitap; öyle lafı atıp kaçmak olmaz. | ah muhsin ünlü konusu fena gerçekten. Meğer yakın tanıdıklardan bir sürüsü hayranıymış, ben de "şair değil şarlatan" gibi sert cümleler kurmaya yatkın olduğum için az daha bozuşuyorduk hepsiyle. Ama sen benim dediklerimi tamamen sil kafandan, okurken. | Müstakbel listene haksızlık etme. İnternet üzerinden çok makale okuyorsun sen. Toplasan şöyle en azından 5-10 kitap ederler herhalde; bence onları da koy, kabarık görünsün :)

    YanıtlayınSil
  6. Ha bir de, Kaçak, Zizek'in yukarılarda olması bir şey ifade etmiyor, eğer öyle anladıysan. Tamamen rastgele sıralanmış bir liste. Yoksa hattâ, "Irak Çaydanlığı"nı sıkıcı, "Matrix"i de zayıf buldum. Şimdi elimde "On Belief"i var, ilk 30-40 sayfasını okudum ama bitmediği için listeye koymadım, o çok daha ilginç görünüyor.

    YanıtlayınSil
  7. Yanlış yazmışım yalnız 34, 35, 36 olacaktı. Ömer Seyfettin'e dair ne düşündüğünü çok da merak etmedim açıkçası.
    Okumam değil merak etme sebebim 34 ve 35 üzerine kimseyle konuşamadığım kitaplar seni bulmuşken fikrini alayım demiştim. 36 ise farklı üç derste irdelediğimiz bir kitap idi vaktiyle, dışarıdan bunu yapmamış biri ona nasıl bakıyor acaba diye düşündüm.

    YanıtlayınSil
  8. Yok, aslında sen yanlış yazmadın, ben sonradan, okuduğumu hatırladığım bir kitabı araya sıkıştırınca sayılar birer kaydı.
    /
    Ömer Seyfeddin hakkındaki olağanüstü orijinal fikirlerimi bilmiyorsun da ondan.
    /
    Margulies'in kitapları hakkında pek de bir şey düşünmüyorum açıkçası. Belki milliyetçi, muhafazakâr birisi için şaşırtıcı şeyler barındırıyorlardır ama liberal düşünceyle tanışık olanlar için gayet bilindik, tahmin edilebilir fikirler barındırıyor. Zaman zaman da fazla genellemelere batıyor. Dil açısından bakarsam, Margulies'in düzyazılarını pek beğenmiyorum açıkçası; bir şair olarak daha başarılı. Senin kitaplara dair bir itirazın, eleştirin varsa onun üstünden konuşmak daha rahat olur.
    /
    Hayy bin Yakzan'ı ise yılın başlarında okumuşdum. Her cümleye verilen dipnotlar, Yunan felsefesine yapılan atıflar bilmemne derken çok da bir şey anlamadan, zevk alamadan okudum. Bir daha üzerinden geçme niyetim var.

    YanıtlayınSil
  9. verimli bir yıl olmuş gibi. kitap konusunda çok seçici olabiliyorum, ondan kendimi mesela bu listedeki gibi geniş de tutamıyorum. bunun iyi ve kötü yanları var elbet. bir de meslek iyiden iyiye okuma gerektirince (bilimsel makale vs.), diğer okumalarım da eksiliyor. Bu yıl daha bir sistematik bir okuma yapmaya söz verdim, bakalım başarabilecek miyim?

    Bu arada varoluşçulukla ilgili alıntı bomba olmuş :) Bi de, umarım ahmuhsinünlü'ye sıktığın kurşunlar, daha fazla düşman kazandırmaz. ve fakat, teslim bayrağını çektiği mısralar tesbitinin hoşa gitmemesi mümkün değil. orası süper olmuş bence.

    Sert ünsüzleri yumuşatmak için Vernel'i tavsiye ederim :)

    YanıtlayınSil
  10. edit: pardon, yumuşak ünsüzleri sertleştirmek demeliydim. ama orada da vernel ters etki yapacaktır. olmadı, gece sersemliğine verin bunu.

    YanıtlayınSil
  11. Ben de her yıl sistematik okuma sözleri veriyorum kendime ama çok sıkılgan, maymun iştahlı, konsantrasyon özürlüsü bir insan olduğum için yapamıyorum. 2010 için iki söz veriyorum kendime daha çok: 1/ Daha çok edebiyat, özellikle de Türk edebiyatı okumak 2/ Okumamış olmakdan çok utandığım bazı akademik veya edebî metinleri nihayet okumak. Bu konuda çok fazla eksiğim var.
    /
    Düşman edinmek sorun değil o kadar :) Sen ah muhsin ünlü'yü okudun mu? Bildiğin için mi beğendin teslim bayrağı meselesini yoksa...?
    /
    "t"leri yumuşatmayıp "d" olarak bırakmamın dışarıdan nasıl göründüğü hakkında gayet sağlam fikirlerim var, merak etme, :) ama ben yazıları okurken gerçekten böyle yumuşak okuyorum, böyle yazmak da hoşuma gidiyor. yani, nasıl diyor amerikanlar? "suck it" :)

    YanıtlayınSil
  12. ahmuhsinunlu'yu sadece internetten filan birkac $iiriyle okudum. bu tarzda yazan blogcular da var, biliyorsun. ben sahsimca cok tutmuyorum tarzInI. (lutfen du$manim olmayin, zevkler ve renkler meselesi biraz da bu.) mistizm ve kelime oyunu haricinde ba$ka bir$eyler ariyorum kendi capimca. ornegin nazim'in realist $iirlerini dahi bu tarza tercih edebiliyorum. yakin oldugum daha cok $eyleri oldugu gibi gostermek, bunu yaparken de goze batmamak. yilmaz guney'in pek de tutulmayan, kaba ideolojik yanini bir tarafa koyudugumuzda arkada$'ini hep aklimda tutuyorum mesela. o film ne kadar komik ideolojik ogeler icerse de, icinde bir tek kez bile sozcuk olarak "sol, komunizm" filan gecmez; icindeki solcu karakterler toplanti yaptigi anda sesleri kisilir, hep karsidakinin (burjuvazinin) yasam tarzi batirilir goze. bu filmi ben hep bu yaniyla goruyorum. ahmuhsinunlu'den neden buraya geldim? i$te icinde $aa$a denen $ey olmadan, kelimelere nanik yapmadan bir $iir mumkun diyorum, "subverting" denen $ey asIl boyle gerceklenebilir diyorum. bu sadece $iir icin degil diger dallar icin de gecerli. belki bunuel'in "ben gercekustucu degilim, ustgercekciyim" demesini de boyle anlamak gerekir. olan'a tepe taklak attirmak geregi duyuyorsak, bu olan'i unutturmak icin degil bu! tam tersine sanat materyaline expoze olan ki$iye olan'i iyice travmatik hale getirmek icin. cok uzattim ve sacmaladim belki. ama geriye donmeden gonderecegim bu yorumu yine de. uc bes cumle de meramimi anlatmam da zor oluyor. $imdilik boyle kalsin, n'apak.

    bu arada benim bu sene ki "sistematik" okuma alanim, islam ve felsefesi, ve de antropolojisi olacak. iletisim'in cikardigi corbin'in iki ciltlik kitabini aldim baslangic icin, bakalim becerebilecek miyim. bok gibi me$gulum nihayetinde!

    YanıtlayınSil
  13. edit: $imdi baktim da "ki ve de"lerde ve belki baska bir suru $eyde problem olmu$. oyle bakmadan acele yazip, gonderince boyle oluyor. ozur.

    YanıtlayınSil
  14. Ah Muhsin Ünlü'nün şiirde bir iddia sahibi olduğunu iddia etmek de bambaşka olmuş. Ben de tamamiyle imgesel şiiri tutmasam da (direk bununla ilgili yazdığım yorumlar vardı başka mecralarda ve fakat bulamadım) toplumcu gerçekci ya da fiktif, sürreel her ne ise her türün örneklerinin iyisi kötüsü var. togliatti'nin dediği gibi toplumcu (sosyalist diye de okuyunuz) slogan atmadan, küfür etmeden işini iyi yapan ya da tersi şekilde zamanın çelişkilerini anlamadan toplumcu şiir yapacağım derken dağa çıkmayı, dağa 'kaldırmayı' öven, özünde feodalinden kurtulamamış şiirleri de okuduk. Bu açıdan ben Attilâ İlhan şiiri öneririm hararetle. Adamcağızın son yıllardaki 'kemalist' duruşu hasebiyle "bunun beyni kireçli" diye her bir şeyine yüz çevrilir mi oldu nedir? Böyle Bir Sevmek'in ilk baskılarından biri vardı babamın kütüphanesinde. Sonunda "meraklısı için ekler" bölümünde hem şiirlerin yazım sürecini, hem de şiir hakkında, yeni bir şiir bileşimi arayışları hakkında detaylı açıklamaları mevcuttu Attila İlhan'ın. Bilmiyorum yeni baskılarında var mıdır, hepsi çok önemsediğim, nadide bilgilerdir.

    Gelgelelim Muhsin'in bunlarla uzaktan yakından ilgisi yok. İddia sahibi değil, yöntem sahibi değil, eğer bir şey iddia ediyorsa daha ilk baştan "-m'ler yarım kafiye" diyerek onu gösteriyor zaten. Yani bu o kadar açık ki, üstünde konuşmak bile abes ya hu. Böyle şiirleri hoş geliyorsa onları okur insan. (Bok ve sinek bahsinde bitmeli miydi acaba FA'nın yorumu?)

    Gelelim işin diğer yönüne, safi estetik ve imge yapanların da iyisi hası olmuyor mu? Bittabi oluyor. Herkes bir arayışın, bir kuramın peşinde gitmek zorunda değil. Sırf estetikten de haz alan insanlar(ız) var. Hatta fotoğraf ile zamanında çok okuduğum, düşündüğümden bildiğim başka türlüsünün mümkün olmadığını düşünenler var. Kaldı ki, buradaki herkesin bildiği zilyon yıllık, kabak tadı vermiş "yumurta için mi sanat, tavuk mu sanat" dualizminin ta kendisi bu. "Ayakları yere basmayan" işlerin de iyilerini kucaklıyorum. Bu kadar. Benim burada gördüğüm ise, Faruk Ahmet'in de kuralcı ve sistematik bakışından dolayı ahmuhsin'i kalıplaması, yargılaması ve hatta kendi duruşu itabariyle aşağılaması, onu handiyse şiiriyle çıkar sağlamaya çalışan bir sirk göstericisine olarak göstermesi, görmesi. Hayata illeki çelişkiler yumağından ya da 'kuram'ından bakmak isteyen, 'solcu' sendromu. Ya da 'solcu' hastalığı mı demeliyim.

    YanıtlayınSil
  15. Orada "tırnak içinde 'şiir' " demişim, bir ayrım yapmışım, bu bir. Bir iddia sahibi olmak, önsöze "ben bu kitapta bir iddia öne sürüyorum" demekle de olmaz; iddia zaten yazının kendi içine gömülüdür, bu iki. "-m'ler yarım kafiye" mısrası senin "bu kitabın öyle bir iddiası yok" demene yeterli kanıt oluyor da, o kalın cümleler, ayrılmış, sonlarına ünlemler serpiştirilmiş cümleler benim dediğime yeterli kanıt olmuyor mu? Şimdi bulamadım, bir röportajında şiirlerimin çok iyi olduğunu biliyordum, o yüzden yayınlatmakda acele etmedim, nasılsa bir yolunu bulup yayılacaklardı gibilerinden bir cümlesi vardı. Bir diğerinde Şiir alındı, şiir diye yükseğe konuldu. Ama böyle değil ki, yani şiir hayat, sokak… diyor. Başka röportajlarında da benzer cümleleri var. Bunlar, bir iddia değil de nedir?

    "Yani bu o kadar açık ki, üstünde konuşmak bile abes ya hu." Veee, sonra ben "solcu", "kuralcı", "kalıplayıcı", "yargılayıcı" oluyorum elbette, değil mi? Şahsî düzenimde, zihinsel işleyişimde modernist, düz bir sistematiğe sahip biri olduğumu hiç gizlemiyorum zaten, bunu sen de biliyorsun; ama bana karşı herkes bir arayışın, bir kuramın peşinde gitmek zorunda değil, ya da safi estetik ve imge yapanların da iyisi hası olmuyor mu? gibilerinden cümlelerle karşı çıkmanı hakâret olarak algılıyorum. Neden? Çünkü ah muhsin ünlü'yü beğenmemiş olmamın tek nedeninin bu olabileceğini söylemiş oluyorsun. Salt imgesel, soyut olan şiir (ya da sanatın herhangi bir başka dalı) de zevklerim arasında, belki inanmayacaksın ama... Sen buna rağmen, bu nitelikleri göz önüne aldıktan sonra beğenmemiş olabileceğimi hiç hesaba katmıyorsun. Halbuki ben eleştirimde tam da diğer yönden, bu şiirin, iddiası olduğu için değil, ya da iddiası şöyle olduğu için değil, o iddianın altını dolduramadığı için kötü olduğunu düşündüğümü söylüyorum, değil mi?

    Daha da uzatmayayım... Elbette şiirden anlamayan bir hödük olma ihtimalim de var; hem de çok yüksek. Ya da en azından ah muhsin ünlü'yü haksız yere aşırı yerdiğim de söylenebilir. Bir şeyleri kaçırdığımı iddia edebilirsin... Ama sen bununla değil, "solculuk hastalığı"yla, "yargılayıcılık"la, yani kısaca dar kafalılıkla suçlayarak eleştirmişsin beni. Bunu yaparken kullandığın yargılayıcı, kalıplayıcı dilin ironikliğini bir kenara koyalım, ...

    ..neyse sıkıldım. Anladın sen. "Dışarıdan" gelen insanlara da, yakın arkadaş olduğumuz için böyle bodoslama birbirimize dalabildiğimizi çıtlatıp bitireyim.

    YanıtlayınSil
  16. Ben de birkaç röportajını okudum, TV'de canlı da seyrettim. Aksine şiirleri hakkında konuşmaktan ısrarla imtina eden birisi, dediğin anlamda bir öne çıkma iddiası vardıysa da film çekmeye çalışmaz oturur kitap yazardı. Çook eskiden şizofrengi gibi bir yeraltı dergisinde çıkıyordu şiirleri, sinekleri olmuş, kitaba dönüşmüş ne var ki? Yanlış hatırlamıyorsam Cezmi Ersöz de şizofrengide yazıyordu (ya da arada yazmıştı). Bugün Tuna Kiremitçi seven liseli kızlar dışında bir kitlesi var mı? (evet cidden aşırı kalıpçıyım ben de gördüğün gibi) Ya da gençlik yıllarında yazdığı şiirlerle yetinmeyip Elif Şafak gibi seri üretime geçerdi adam, her yıl bir şiir kitabıyla Super Mario gibi satıştan satışa zıplardı dediğin gibi olsaydı. Oysa Muhsin Ünlü sevenler kim? Biz. Bizim ne kadar süfer olduğumuzu unutma.

    Her ne ise o takıldığın yer, altını dolduramadığını söylediklerin üstlerinde gerçekten çok konuşabilecek şeyler değil. "Şair bu kıtada direğe seslenmiş"leri çook eskilerdeki bıraktığımız için, muhsin'in yazdıklarını alıp ameliyat masasına yatıracak değilim. Sadece şunu söyleyebilirim ki, senin Yusuf bahsinde takıldığının öncesinde fotoğraf var, ve'l asr var, oysa tutup imgeyi "Yusuf Yusuf olduğu için düşmüştür o kuyuya, ne bilesi" deyip sığlaştırıyorsun. Senin onun normale yaklaştığını düşündüğün yerler bile bir kurmaca, bir çay evi sohbeti, mahalle muzipliği, bir playful cleverness, bir yalnız samimiyet. Asıl takıldığım nokta da bu itirazlarında aslında; benim için oldukça samimi ve temiz itiraflarda bulunulan deyişleri yalancı, sahici bulmaman; oysa senin için anlaşılabilire kayan bir başkası için self-proclaimed fiction: tamamen dürüst, gerçek ya da doğru gibi yalancı değil, çünkü yalan söylediğinde bile virgül tebessümüyle "yalan söylüyorum" diyor.

    Şöyle mi açmalıyım? Gene Attilâ İlhan'a dönersem, o gördüğü, yapılagelen şiire karşı, farzı muhal toplumcu gerçekliğin bireysel çelişkilerini de vurgulamak adına, "hayatında ilk kez kelepçe yiyen bir işçinin durumu" hakkında veyahut göz altına alınanın 'gitmesine', karısıyla, çocuğuyla ilişkisine bir şiir yazmaya 'soyunur'. Bunu yaparken estetik olanı es geçmeden, ince ince deneyerek, düşünerek yapar. Gümüldür'e gider, orada kapanır, yazdığı mısraları değiştirir, yeniden yazar, bazen bir hali bir yerde yayınlanır, bir başka zaman bir başka versiyonu çıkar aynı şiirin. Spekülatif bir şekilde, bu tarz olmayan şiirlerin "işten eve geldim ve şiir kurdum" şeklinde yazıldığını düşünüyorum. Bunu az-çok kendimden de bildiğim için söylüyorum aslında, gecenin bir yarası yatmadan evvel çok da haşır neşir olamadığım ölmüş dedeme dua ederken, beni yatağımdan kaldırıp, dedeme dair bir şeyler karalattıran, sonra uyutturmayan 'şey'den bahsediyorum. Bunların birçoğu gri madde saçılımından öte olmayabilir; ve fakat samimidirler. Hâ keza, birkaç kişinin sevdiğini söylediği, Musa hakkında yazdığım da; tamamen rastlantısal, şirkette durup dururken aklıma melodisiyle birlikte gelip karaladığım bir şey. Kendimden bahsetmenin nasıl gerizekalı duyulduğunun farkındayım; ama örneği ancak böyle verebildim. Belki şarkı yapanların bazıları da bu şekilde yapıyordur: kimisi aklına gelen her sesi, sözcüğü yanındaki teype kaydediyordur, kimisi de bir oturuşta foşurdatıyordur. Bilemiyorum.

    Son olarak hödüklük ve düzlük konusunda senden aşağı kalır yanım yok, biliyorsun. Hafta başında şirkette "takım uyumu" çerçevesinde bazı kişilik tipi testleri cevaplandırdık, içlerinde bazı meşhur olanları var, birisini paylaşmayı düşünüyorum. O zaman görürsün benim de nasıl olduğumu. (smiley) Sadece başka başka özelliklere de ayna olup terkibi genişletmenin; kendini aşmanın ve kendinden sıyrılmanın gereği olduğunu bildiğimden; başka yemeklerin de tadına bakıyorum. Tercihen değil, kalben. Bu yüzdendir benim sevmem Muhsin Ünlü'yü.

    YanıtlayınSil
  17. Hmm :) Çok uzun cevap vermek istemiyorum. Bakayım kısa kesebilecek miyim:

    // "İddia" kelimesini neden illâ ki "malî çıkar" ya da "ünlü olma" gibi şeylere bağlıyorsun, benim onu kastettiğimi düşünüyorsun, hiç anlamadım. Bir yazar, beğenilip beğenilmeyeceğini bilmediği, hatta yayınlanıp yayınlanmayacağını bile bilmediği bir kitap yazarken de iddialı olabilir. Hell, günlük yazarken bile iddialı olabilirsin. Benim kastettiğimin bunlarla en ufak ilgisi yok.

    // "Şiir şöyle olmalıdır, böyle olur" gibi hiçbir iddia sürdüm mü ortaya? Bir kere, şiir okuru bile sayılmam. Attila İlhan dersin bön bön bakarım; şu şiir ekolü dersin, bomboş kafatasım içinde yankılanır dediğin, hiçbir şeye çarpmadan. Sembolik olmasıyla, şöyle bir yazım sürecinin sonucu olmasıyla, böyle bir tavrın dışavurumu olmasıyla filan hiçbir derdim yok. Tek tip kitaplar okuyor, resim tercihimi de hep Mondrian'dan yana kullanıyor değilim. Kendimi aşmanın, başka yemeklerden tatmanın yollarını ben de arıyorum; ama sırf başka yemek diye de her yemeği beğenmem beklenemez herhalde? Hem, o imgeyi sığlaştırdığımı filân da düşünmüyorum. Yine aynı hakârete devam ediyorsun. Öncesi varmış. Biliyoruz. Okuduk. Ve'l asr'ın ne olduğunu da biliyorum. Buna rağmen beğenmediğimi, şiirinin bana ulaşamadığını söylüyorum. Tek tek bütün mısralarını mı yazayım, sadece bir basit örnek verdim. Virgül tebessümüyle "yalan söylüyorum" diyor, evet, ama ben sıkılıp "ne yani, doğru konuştuğunu düşündüğümü mü sanıyordun?" diye soruyorum. Oyun yapıyor, evet, ama ben bu oyunu ilgi çekici bulmuyorum. Çayı fazla demlenmiş, sohbeti de sıkıcı. Bu çayı bana zorla mı sevdireceksin? Ben açık içiyorum.

    Ben sana demli içtiğin için kızmıyorum; sen bana açık içtiğim için hem kızıyorsun, hem de asıl benim kızdığımı iddia ediyorsun. Benim derdim de bu.

    YanıtlayınSil
  18. Ne demiş Tyler Durden "this conversation is over" :)

    Bir iddiadır tutturduk gitti, zorla hagaten güzellik de olmaz zaten. Zorlama gibi bir âdetim de hiç yok bu arada. Elbette benim tanzim ve tezyin ettiğimi sen başka şekilde tanzim ve tezyin edersin; fakat bunu yaparken tahkir ve tezyif yaptığını düşünüyorum en başından beri. Belki de yanlış düşünüyorum. Dediğin gibi ister istemez savunur pozisyona düştüğümden o rolü ben almış da olabilirim. Mağdurun mağrura dönüşmesi az görülen bir şey değil zirâ :P

    YanıtlayınSil