23 Ağustos 2009

yüreğin kartalı

Hamakta uzanmış aylâklık ediyor, ayak parmaklarım arasından görünen manzarayı seyrediyorum. Bir ev var misal; parmaklarımı kapadım mı: artık yok. Açıyorum: orada yine! Bu kocaman evin tüm varlığı, benim ayak parmaklarıma, parmaklarıma kumandanlık eden paşa gönlüme bağlı.

Koca bir evi! Ya Rabbi, koskoca bir evi! Pencereleri, kapıları, yan tarafta domates bahçesi, diğer tarafta traktör garajıyla tastamam bir evi, yalnız parmaklarımla yoktan var ediyor ve yalnız parmaklarımla hiçliğe yolluyorum anîden.

Kim daha mutluymuş, kim daha gururlu olabilir benden?


Hamakta uzanmış aylâklık ediyor, arada, eh işte, gönül indirirsem kitap okuyorum birkaç sayfa.
Sonra yine hülyâlara,
tekrar aşkla yaratmaya,
sonra bir gazapla yıkmaya!

Uyanık ve uyurkenki rüyalarımda buraların kralı: hep ben!

Süleyman gibi cinlerim yok belki emrimde, ama öyle olsaydı, bu meyvanın tadı, daha mı hoş olacakdı?
Belki Şarlman gibi tepeleme etler yığmıyorlar önüme, ama böyle diye, daha mı az zevk alıyorum şu yemekten? O buyurgan kânunlarıyla Hammurabi, benden daha mı doymuş hayata? Karıncalar koloni kurmuş, onları seyrediyorum bir süredir; ordularını seyrederken Hannibal Kartaca’da, bundan daha fazla mı heyecan doluymuş?

insanın kendini
nedenini bilmeksizin
iyi hissetmesi ne güzel:
ya da sınırlı bile olsa
seçimi olabilmesi;
ya da biraz aşkı,
nefrete
dönüşmeyen.
güvenin, dostlar, ama tanrılara
değil,
kendinize:
sorma,
anlat

cehennemin
gölgelerinde
ulvî
bir müzik
bekliyor
diyorum
size


Hâkânı bizleriz hayatlarımızın: hemen, şimdi, burada.
Bir uyku süresi hükümranlık, inanın, daha az görkemli değil Roma’dan.