Bütün bu gürültü patırtı arasında entelektüele düşen görev, ilkin İslâm’ın karmaşık, heterodoks yapısını vurgulayan bir yorum getirmek —yönetenlerin İslâm’ı mı, yoksa bâtîni şairlerle mezheplerin İslâm’ı mı, diye soruyor Suriyeli şair ve entelektüel Adonis—; ikinci olarak da İslamî otoritelerin Müslüman olmayan azınlıkların, kadın haklarının ve modernliğin kendisinin meydan okumalarıyla dogmatik ya da sözde popülist nameler okuyarak değil, insani bir duyarlılıkla, dürüst değerlendirmeler yaparak yüzleşmesini istemektir.
İslâmda entelektüel için bunun yolu, meydanı kuzu kuzu siyasal hırsları olan ulemâya ya da karizmatik demagoglara bırakmaktan değil, içtihatın, yani şahsî tefsirin canlandırılmasından geçer.
— Edward Said, Entelektüel, 1993, s.52
Bakan açıklama yapıyor: eşcinsellik hastalık —çünkü kendisinin normal olduğunu biliyor bakan, ve sağlığından da bir şikayeti yok çok şükür ve başka türlüsünü aklı almıyor onun. Mütedeyyin sivil toplum kuruluşları ona destek çıkıyor. Gazetelerde din-eşcinsellik kavgaları. Hilâl Kaplan İslâm’ın bu konudaki tavrını açıklıyor: hastalık değil ama günah. eşcinsel haklarını destekleyemeyiz, ama zulmetmek de yasak —çünkü belli ki Kaplan, «zulüm»ün yalnızca çıplak kıçta patlayan bir kemer, eve dönerken karanlık bir köşeye çekilerek atılan birkaç yumruk, uzak bir Arap ülkesinde kafasına kadar gömülü bir vücuda savrulan bir taş olduğunu düşünüyor . Websitelerinde bazı ateistler bunu değerlendiriyor: hem müslüman hem demokrat olunamayağına kanıt işte size! —çünkü belli ki onlar için din, ciddiyet ve ilgiyle değerlendirilmesi gereken binyüzlü toplumsal bir olgu değil, gazete köşelerinden vâz edilen dogmalardır sadece; ve youtube’da salyalar saçarak anlaşılmaz lâflar savuran sakallı suratlardır belki, ve belki lisede harcıalem ahlâk nutukları atan, sıraların üstünde namaz kıldıran mendebur din hocalarıdır yahut.