Yaklaşık 9 yıl önce, ben üniversite sınavına hazırlanırken, daha doğrusu pek bir şey yapmayıp yalnızca sınavın üzerimden akıp gitmesini o büyük kayıtsızlığımla beklerken, anî bir kalp kriziyle öldü babam. Daha önce hiç sıkıntısı olmamıştı bu türden. O yüzden evde yalnız otururken ben, birden kapıda belirip “ölüyorum oğlum” diyerek kanepeye uzandığında o kadar da ciddiye almadım durumu. Kravatını gevşettim, çoraplarını çıkardım, yatağına uzanmasına yardım edip içeri televizyon izlemeye geri döndüm. Sıkıntısının azalmadığını görünce misafirlikteki annemleri aradım. Geldiler. O istemiyor, bir şeyim yok, tamam geçti, diyordu ama ne olur ne olmaz yahu diye ablamannemabimyengem onu hastaneye götürdü tabii. Ben evde kaldım. Yarım saat sonra komşumuz N. teyze yanıma geldi. Bir şey yokmuş gibi davranmağa çalıştı, “herhalde birazdan gelirler” deyip durdu. Anladım. Zaten ağlamamak için zor tutuyordu kendini belli ki, malum haberi benden saklama görevi onu iyice zorlamasın diye hayatta yapmadığım bir şeyi yapıp bir test kitabını çözmeye koyuldum. Telefon çaldı sonra. Babanız vefat etmiş, başınız sağolsun. Öyle mi, benim henüz haberim yok, daha hastaneden veya annemlerden kesin bir haber almadım, ama ben de öyle olduğunu tahmin ediyorum, teşekkür ederim, dedim. Adam pot kırdığını anlayıp kekeledi. Adamcağızı zor duruma düşürdüğüm için kendime kızdım, içten bir üzüntüyle, durumu kurtarmak için, adamı teselli için birkaç kere daha teşekkür ettim. Ne kadar naziksiniz, hem ilk arayan da sizsiniz, hahaha! Adam daha da bozuldu. Belki sondaki kahkahayı atmamalıydım.