7 Nisan 2009

mim



İlkokul sonları olmalı ve hiç misafirimiz eksik olmuyor evden. Ailem dersanecilikle uğraştığından her yıl mutlaka yeni bir genç öğretmen başka bir şehirden bizimkine geliyor ve bir ev bulana, ilçeye alışana dek benim odamda yatıp kalkıyor. Oda dediğim de iki çekyat, ve benim okuduğum, dönüp dönüp yine okuduğum ansiklopedilerin içine tıkıştırıldığı çirkin, yüksek bir kitaplık. Misafirimizin olmadığı nadir zamanlarda hemen kapıyı kilitliyor ve bu ansiklopedileri okuyorum saatlerce; sonradan öğrendiğime göre annemler benim ders çalıştığımı zannediyorlar bu yüzden ve üniversitede geçen korkunç başarısız 8 yılın etkisini ancak silebildiği, çalışkan bir çocuk olduğuma dair çok yanlış bir kanı ediniyorlar. Hiç misafirimiz eksik olmuyor evden ve daima karşımdaki çekyata uzanıyor bunlar: yalnızlığa daha o zamanlardan duyduğum bitmez tükenmez arzu burada beni üzebilir, sinirlendirebilirdi belki; ama şeyleri algılamamı yavaşlatan, garip bir uyuşukluğa sahibim ve bu beni tamamen indifferent kılıyor insanlara karşı. Bu tepkisizlik çok sonraları hem annemden hem de en yakın arkadaşımdan "ruhsuz" olduğumu düşündüklerine dair şeyler duymama yol açacak, ama henüz çok küçüğüm ve sadece yalnız kalıp ansiklopedi okuyacağım saatleri bekliyorum sabırla.

Bu misafirlerden kısa boylu, sarışın, ve yuvarlak gözlüklerini devamlı heyecanla düzelterek garip bir mutlulukla sizi dinleyen bir tanesini iyi anımsıyorum. Bu fazlasıyla duygusal kadın kimbilir nerelerden kalkıp bu işi bularak evimize gelmiş, karşı çekyatta geçirdiği bir iki aydan sonra da, kimbilir neden, çekip gitmişti. Türkçe öğretmeniydi. Her akşam yatma vakti geldiğinde kapıyı ardından sessizce kapatarak odaya giriyor ve "hadi Farukcum, vakti geldi" diyordu. Bu işareti alınca, yanlışlıkla kendime yenilip onu seyredeceğimden korkarak gözlerimi sımsıkı yumuyor, o soyunup yatağa uzandıktan sonra "tamam canım" demedikçe de açmıyorum asla.

Yine kilitlemiş bulunduğum bir gün kapıyı tıklatıyor bu küçük kadın; gönülsüzce açıyor ve konuşmam gerekeceği korkusuyla sıkılıyorum. Elimde ya Fabbri ya Gelişim ansiklopedisi var, emin değilim, ama astronomiyle ilgili bir bölüm açık. Kitabı alıp inceleyen kadının dudaklarını büzdüğünü ve bana açık sayfalardaki resimlerle ilgili bir şeyler sorduğunu anımsıyorum. Benim de, onun da konuyla ilgili olduğunu sanmaktan gelen bir heyecanla, Jüpiter'in uyduları hakkında uzun uzun bir şeyler anlattığımı. Heyecanıma şaşmış bir ifadeyle gözlüklerini düzelterek yüzüme doğru eğiliyor ve "sen akıllı bir çocuksun Farukcum" diyor bana, "ama sadece bunları okursan yalnız bilgin artar, ruhun yine böyle hırçın kalır, büyüyemezsin". Sonra valizini karıştırarak ince bir kitap çıkarıyor, elime tutuşturup "bunu oku" diyor, "bir hafta sonra ne düşündüğün üstüne konuşalım". Kitabı okumam bir hafta değil, yalnız üç gün sürüyor ama kadın bundan bile önce, kitabı da ardında bırakarak, valizini toplayıp gidiyor.

...

Sevgili Atilla Aktuna beni kitap yazmak istesen, ne yazmak isterdin? sorusuyla mimleyince bu anım geldi aklıma. Okuduğum ilk edebî kitap olan bu kısa ama alabildiğine zarif kitap, Dostoyevski'nin de ilk kitabı olan İnsancıklar, üstünden belki de işte 15-16 yıl geçti, beni hâlâ etkilemeye devam ediyor. Sezai Sarıoğlu'ndan duymuştum; Cemal Süreya demiş: "Şu tarihte Dostoyevski okudum ilk; o gün bu gündür huzurum yok". Benim durumum da farklı değil. Suç ve Ceza'dan, nedense, o kadar etkilenmedim; ama Yeraltından Notlar'ı bitirdiğimde beynimin hiç tatmadığım bir hisle zonkladığını, Karamazovlar'ı ise yatağımda hayranlık ve zevkten kıvranarak, bırakmaya cesaret edemeden soluksuz okuduğumu dünmüş gibi hatırlıyorum. Şimdi bu aynı mim'in muhatabı olmuş insanların cevaplarını okur ve yıllardır edebiyattan uzak kalmış bir okuyucu olarak bu zengin listeleri kıskanır, imrenirken, kimin gibi yazmak isterdim sorusuna cevabımın Dostoyevski olmadığını fark ederek şaşırıyorum. Sanırım Dosto'yu o denli yüksek bir yere yerleştiriyorum ki, fanteziden bile olsa yazdıklarının sahibi olarak kendimi hayal edemiyor, bunu bir tür şirk, büyük bir günah addediyorum.

Yine de Dostoyevski bir yana, soruya verebileceğim çok kesin ve benim için rakipsiz bir isim var yanıt olarak; o da, Knut Hamsun. Niyesini nasılını yazarak şimdi uzatmayacağım, hem zaten iki aydır bir türlü son bir iki satırını da tamamlayıp yayınlayamadığım bir ölüm yıldönümü yazısı da Taslaklar klasöründe bekliyor, o bitince okuyan okur; ama Bukowski ya da Gorki yahut Stendhal, olmadı Nabokov veya Dreiser gibi bir başka sevdiğim birçok yazar olmasına rağmen Hamsun bir şekilde hepsinden önde duruyor gönlümde. Şimdilik ufukta bile görünmüyor, ama onun yalın kuvvetinin yirmide birine ulaşabilsem, kendimi mutlu addederdim.

...

Bu, işin nasıl yazmak istediğimle ilgili kısmıydı. Bir de ne yazmak istediğim kısmı var ki, madem fantezi kuruyoruz, ona da çok kesin bir cevap vereceğim: Mümkün olsa, Frank Herbert'ın efsanevî bilimkurgu altılaması Dune'u yeniden ele alır, onu dil fazlalıklarından ve kimi zaman beklenmedik sığlığa ve tahmin edilebilirliğe sürükleyen ırkî stereotipleştirmelerinden temizlerdim. Dune'un, büyük potansiyelini ziyan ettiğini, Herbert'ın kötü bir yazarlığı olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz; ama daha kişisel bir dille, daha insancıl bir düzeyden anlatılmış bir Dune, hem ele aldığı temaları, hem de farazî evren kuruşundaki olağanüstü yaratıcılığıyla benim kutsal kitabım olurdu. Ya da şöyle formülleştireyim: Knut Hamsun'un kaleminden çıkma bir Dune'u yazmak isterdim; özellikle kader/gelecek/mesih konuları bağlamında İbn Arabi'nin hem dil hem de düşünce bakımından kural tanımaz zihnî kudreti ve heyecanından da bir şeyler çalarak.

Mütevazı olacağımı iddia etmemiştim.

...

Çok fazla olmadıklarını bilmeme rağmen burayı takip edenler kimler, ayrıca kim çoktan bu mim'in hedefi oldu, haberim yok. O yüzden topu kime atmalı, emin olamıyorum. Yine de şansımı Eleştirel Günlük, Zeynep ve Biyolokum'dan yana kullanayım.

16 yorum:

  1. "Çok fazla olmadıklarını bilmeme rağmen burayı takip edenler kimler, ayrıca kim çoktan bu mim'in hedefi oldu, haberim yok. O yüzden topu kime atmalı, emin olamıyorum. Yine de şansımı Eleştirel Günlük, Zeynep ve Biyolokum'dan yana kullanayım."

    Bu bloglar arası paslaşma, blogger davranışları filan çok yabancılaştırıcı ve sentetik geliyor bana, hani filmin ortasında aniden kalkıp kamerayla konuşmaya başlayan bir oyuncu gibi.

    YanıtlayınSil
  2. Sen şimdi bana yapmacık mı diyorsun!

    YanıtlayınSil
  3. kaaveden arkadaşları topluyorum ben.

    YanıtlayınSil
  4. Bana da filmleri sanki orada bir kamera yokmuş gibi izleyenlerin ruh hali pek enteresan gelir mesela.

    Gerçekmiş gibi izledikleri bir eserde kendisine verilen karakteri canlandırmak için profesyonel bir çaba ortaya koyan ve bunun karşılığında at yükü ile para alan aktör kameraya dönüp konuşmaya başladığında bir yabancılaşma hisseden bu kişilerin yaşadığı dumuru aslında anne ve babasının da seks yaptığnı öğrenen bir gencin yaşadığı yabancılaşmaya benzetmek doğru olmaz mı? (doğru olmasa da keyifli olmaz mı? olur).

    Yabancılaşma: doğru bellenmiş varsayımlar üzerine inşa edilmiş algının, bu algı dahilinde kendine yer bulamamış gerçeklerin göz ardı edilemez şekilde peydah olması ile karizmasını çizdirmesi sonucunda hissedilen hedefsiz dargınlığın barışçıl yollarla buharlaşması için kullanılan taktik (M's facts dictionary).

    Geçiyordum, döküldüm. Baş baş.


    Çuf çuf çuf çuf çuf

    YanıtlayınSil
  5. "Çok fazla olmadıklarını bilmeme rağmen burayı takip edenler kimler,.."

    +1, hür irade

    YanıtlayınSil
  6. Mimlenmişim :) Cevap verebilecek miyim bilmiyorum ama teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  7. Lika, çok yaşayın, bir dahaki mim seke seke sizin kafanızda da patlayacak, hazır olun.

    Düygü, biliyorum vaktin olmadığını (metal müzik zevkinin olmasa da çalışkanlılığının hayranıyım) ama öyle kendi krallığında yaşayıp gidiyorsun, insan içine çık istedim :)

    YanıtlayınSil
  8. Dostoyevki'nin ilah gibi gözükmesi durumu ne kadar da tanıdık ve gönderdiğiniz anı ne kadar da kişisel. Sevindim, açıkçası.

    Ayrıca kendi evinizde mütevazı olmayın, bence ;)

    YanıtlayınSil
  9. "Knut Hamsun'un kaleminden çıkma bir Dune'u yazmak isterdim; özellikle kader/gelecek/mesih konuları bağlamında İbn Arabi'nin hem dil hem de düşünce bakımından kural tanımaz zihnî kudreti ve heyecanından da bir şeyler çalarak."

    Yukarıdaki tasviri görünce tüm okuyuculuk hassalarım ayağa kalktı ve Homer Simpson tonlamasıyla "Hmmm, great book..." diye ünlediler. Yani demem o ki: Ben de bu kitabı okumak isterdim, hem de çok. Onu mutlaka yazmanız lazım, kaçarı yok. :)

    YanıtlayınSil
  10. Sevgili PA, şimdi şöyle ki: iki yıl önce yazdığım bir metni okudum geçenlerde. Apaçık bir ilerleme var. İki yıllık bu ilerlemeyi baz alarak yaptığım hesaplardan, mezkur farazi Dune'u yazabilecek seviyeye 120 yaş civarlarında gelebileceğimi çıkardım. Ortalarda olursanız ilk size okuturum.

    YanıtlayınSil
  11. Her ne kadar niyesini nasilini yazmak istememissin ama ben bir istekte bulunmak isterim. Her ne kadar literature uzmani degilsem de her ne kadar Knut Hamsun'i henuz okumamissam da bilinir ki yazimi agir bir Kafka etkisi altindadir ve kendileri Nazi taraftaridirlar. Bu nedenle de bir aciklamayi hakediyorlar bence.


    Miminiz basla goz ustune. Sagolun...

    YanıtlayınSil
  12. EG, vallahi bir iki yerde rastlamışlığım var ama "bilinir ki yazımı ağır bir Kafka etkisi altındadır" denecek kadar da yaygın bir kanaat olduğundan habersizim. Nazi taraftarlığı başka mesele... bahsettiğim taslak yazıya döner de bitiririm belki, o zaman bir daha konuşuruz.

    YanıtlayınSil
  13. Sevgili Faruk Ahmet, mim için teşekkür ederim.

    Gerçi çok geç haberdar oldum ve dolayısıyla daha da geç yanıtlayabildim. Ama şöyle bi şey çıktı; http://n-e-y-s-e.blogspot.com/

    YanıtlayınSil
  14. bu hamsun'u önceden merak edip okumamıştım. buradan aklımda kalmış da kitabını görünce okuyayım dedim. sağlam yazıyormuş yav hakketen de. teşekkür edeyim borç niyetine. kütük gibi bir materyalist olmasaydı eğer, el ayak bile öperdim; o derece.

    YanıtlayınSil
  15. rica ederim de, materyalistliği hadi neyse, tartışılır ama, "kütük gibi" olduğu da nerden çıktı? hangi kitabını okudun?

    YanıtlayınSil
  16. açlık deyu bir kitabı varmış, onu okudum.

    YanıtlayınSil