21 Mart 2009

nübüvvet mührü


kapitalizm, sen de olmasan...

Sol koltukaltım civarında, sırtıma doğru bir yerlerde, bir doğum lekemin olduğunu anımsıyorum çok eskiden. Evimizin arka bahçesinde kovalayıp durduğum iki-üç beyaz tavuk, ve bir de yan komşumuzu her ziyarete gittiğimizde elime almaya bile cesaret edemeden saatlerce seyrettiğim küçük bir at heykeli ile beraber, uzanabildiğim en eski görüntü bu lekeye ait. Neredeyse mükemmelen yuvarlak bir dairenin içinde Arapça'yı andıran kargacık burgacık mavimsi çizgilerin oynaştığı bu garip biçimli lekeyi annem her seferinde ciddiyetle inceler, peygamberlerde de bu "damga"lardan bulunduğunu iddia ederdi. Komik geliyordu bu durum bana; aslında peygamberliğe layık bulunduğuma, ama ne yazık ki 1400 yıl geç doğduğum için bu fırsatı kaçırdığıma dair espriler yapıp duruyordum.

Tam tarihini hatırlayamıyorum artık, ama tam da kendiliğinden sahip olduğum varsayılan Tanrı inancımı yitirdiğim ortaokul zamanı civarlarında, bu damga birdenbire yok oluverdi. Annem şaşkınlıkla sırtıma bakıyor, bir anlam veremiyordu bu işe: Tamam, buluğ çağına giriyorsun, vücudun büyüyor, ondan oldu diyeceğim, diyordu, ama bunun yavaş yavaş olması gerekmez mi? Dün oradaydı sanki, bak bugün yok! Sesinde hiçbir seferinde değişmeyen bir hayretle kolumu oraya buraya büküyor, damganın yok olmadığını, yalnızca yer değiştirdiğini umuyordu sanki. Ama damga yoktu işte artık: Tanrı gidince, o da gitmişti. Aslında peygamberliğe layık bulunduğuma, ama ne yazık ki çok günah işlediğim için bu makâmımdan azledildiğime dair espriler yapmaya başladım.

Çok sonraları bambaşka bir biçimde Tanrı inancımı tekrar kazandığımda da dönmedi bu mühür geriye. Prophecy is a one-time offer. Aileme hâlâ benim Allah'ın sevgili bir kulu olduğum esprileri yapmamı engellemiyor bu gerçi. "Benim cennetteki yerim hazır zaten", diyorum onlara, "ama korkmayın, size de şefaat edeceğim!" O eskidendi, diyor ablam, mührünü kaybetmeden önce düşünecektin onu! Böyle zamanlarda, kutlu kişiliğime dair diğer kanıtları öne sürmek zorunda kalıyorum: "Bir kere", diyorum, "21 Mart, Nevruz doğumlu olmam rastlantı mı sanıyorsunuz? Ne günün geceye, ne gecenin güne galip gelebildiği, doğanın atâletinden silkinip uyanmağa başladığı bu kutlu günde doğmuş olmam rastlantı mı? Belirgin özelliği liderlik olan Koç burcunun ilk gününde doğmuş olmam da mı mânâsız peki?" Soyadımın da Koç olmasından, plakası 21 olan Diyarbakır'da doğmuş olmama kadar, daha ufak çaplı bir sürü başka kanıtlar da sıralayabilirim; ama ilk saatine yukarıda gördüğünüz mail inbox'ı ile başladığım şu günde, nübüvvet de, benim gelişimi sabırsızlıkla, kıpır kıpır bekleyen 77 huri de pek bir mânâsız görünüyor gözüme.