22 Aralık 2008

özür

Aslında yazacak çok şey birikti. Başka bloglarda cevap vermek istediğim birçok yazı yazıldı, başımdan bir şeyler geçti, aklıma bir şeyler uğradı... ama okul sınavları en az iki-üç hafta sürecek bir sessizliğe mahkum ediyor beni. Yine de son günlerin gözde konusu, Ermeniler'den özür dileme kampanyası hakkında bir iki satır karalamazsam sonra çok geç olacak:

İmzaya açılan metin oldukça kısa tutulmuş ve "soykırım" kelimesine yer verilmemiş; herkesin üzerinde uzlaşabileceği kadar temel argümanlara inilmeye uğraşıldığı belli. Buna rağmen özellikle metnin son cümlesi üzerinde, yani özür dilemek hususunda bir tartışma koptu ki, bence haklı ve yararlı bir kavgadır. Sözün kısası şu: ben de, aslen Murat Belge gibi düşünüyor, özür dileme kısmına karşı çıkmama rağmen bunu günün sonunda bir ayrıntı olarak kabul ediyor, metni destekliyorum. Sözün uzunu ise şu...

Öncelikle şunu söylemeli: "Ermenilere hiçbir şey yapılmadı"dan "Ermenilere bir şeyler yapıldı ama onlar da bize yaptı"ya, oradan "Yeterli veri yok, ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz"a uzanan savunu çeşitlemeleri ciddiye alınacak şeyler değil. Yazılan onca kitaba, söylenen milyonlarca ağız dolusu lâfa rağmen bir bilgi boşluğu olduğu doğru; Katliam'ı konu edinen birçok kitabın giriş yazısı buna dair tarihçi sızlanmalarından mürekkeptir; ama bu daha çok, olana kesin bir isim koyma, tüm ayrıntılara hâkim olma hususundaki bir zorluktur, yoksa olan şey genel hatlarıyla, sabit: o zamanlar iktidarda olan İttihatçı hareket, özellikle Talât Paşa'nın emrinde ve gözetiminde, Anadolu'nun her köşesinden (sadece Doğu'dan değil) Ermenileri, sırf Ermeni oldukları için, topraklarından sürmüş, dolaylı ve dolaysız yollardan çoğunun ölümüne yol açmıştır. Sayı belli değil. En az 600.000 olduğuna dair belirsiz bir uzlaşma var gibi ama şu aşamada bunu tartışmak mânâsız. Olan, kelimenin çıplak anlamıyla bir soykırımdır. Çıplak anlamıyla: yani ortada bir soy, ve onları kırma girişimi var; ama hepinizin bildiği gibi bu kelime (genocide) çok yeni bir kelimedir (1948) ve böyle verbatim kullanılmanın çok ötesinde, ağır hukukî ve sosyal kavgalarla dolu bir kamburu taşır sırtında. Şimdi tartışmayacağım o kamburdan dolayı, gündelik yaşamımda bu olayı betimlerken kullanmaktan hiç imtina etmediğim bu terimin, siyasal alanda kullanılmasını tasvip etmiyorum. Metinde de bu terim kullanılmadığına göre sorun yok. Sorun, başta da dediğim gibi "özür" dilenmesinde. Tek tek şimdiye dek ileri sürülen argümanlara girmeyeceğim; Mutlak Töz'de Kaçakkova güzel bir derleme yapıyor zaten, oraya başvurabilirsiniz. Daha fazla da uzatmadan şunları diyeyim:

Kişisel olarak işlemediğiniz bir suç için, işleyenlerin kendisiyle yahut bu suçun işlendiği topraklarla bir bağınız olmasından dolayı (hatta böyle bir bağ olmamasına rağmen) kendinizi suçlu hissetmeniz ve özür dilemeniz, bence yüksek bir ahlâktır. Herkesin her şeyden, herkesten sorumlu olduğuna dair Dostoyevskivâri bu Hristiyan ahlâkını ben de paylaşıyorum; Nuray Mert kadar romantizmden âri bir insan da değilim: kendimi bu topraklara ve insanlarına bağlı hissediyorum; onlara bu denli kızmam ve eleştirmem de büyük oranda bundandır. Bu doğrultuda, kişisel olarak söz konusu olaydan üzüntü duyuyor ve utanıyorum; özür dilemek de bunun doğal bir uzantısı benim için. Ama bu tür bir ahlâk kişiseldir: Bunu insanlara dayatamam; kendim uymaya çalışırım, ama uymadığı için kimseyi de suçlayamam; bunu yapmam, zaten bu ahlâkın iç yapısıyla uyumsuz bir edim olur. Entelektüeller burada "efendim, biz de zaten kendi adımıza konuşuyoruz" diyemez. Böyle büyük yankılar uyandıracağı, tepki çekip tartışma yaratacağı belli olan, herkesin imzasına açılan bir eylemde bunu demeniz, kendinizi kandırmak olur. Türkiye toplumu ASALA cinayetlerine dek bu konuyu hiç duymamış, ondan sonra da nasıl bir yalan propaganda makinesi olduğunu bildiğimiz resmî tarih yazıcılığının sıkı baskısı altında "öğrenmiş" bir toplum. Bu insanlara ilk dediğiniz şey "senin deden bir Naziydi ve bu yüzden özür dilemelisin" olursa, karşılaşacağınız tepkiden şikayete de hakkınız olmaz. Bu yalnızca bu konuyla sınırlı olmayan, entelektüellerle (özellikle sol eğilimli olanlarla) "avam" arasındaki iletişim bozukluklarının altında sık sık gördüğümüz bir dil sorunu bence --ama onu sonra konuşmak dumundayız.