31 Ekim 2008

bir yıl daha geçti

Wittgenstein, "kişi yalan söylemiyorsa, yeterince özgündür" dermiş. Cesetlerimiz farklı kıyılarına vuruyor olabilir, ama hepimiz aynı bok ummânında yüzerken ne özgünlüğü, Ludwig? Daha faydasızını, ama daha doğrusunu Davud oğlu Vaiz zikretmişti Zebur'da: "Önce ne olduysa, yine olacak. Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak. Güneşin altında yeni bir şey yok" demişti. Nihil novum sub sole, diye ikrâr etmişti Rosenmüller. Buradayım ve yalan söylediğim yok; ama her dillendirdiğimi söylenmiş buluyorum önceden, ve gittiğim her yer çoktan başkalarının ayaklarınca çiğnenmiş, gördüğüm her şeye bir diğerince nazar edilmiş... sen hangi özgünlükten bahsediyordun, Ludwig? Bu kadim çürümüşlükten kaçmaktır diye, yalnızlık ve karanlığa sığınıyor insan, ama:

Yalnızlıkla karanlıktaki o yücelik, o mistik yön, insanda onlara karşı bir ihtiyaç yaratıyor. Fakat insan başkalarını bırakıp gidiyorsa sırf kendi kendine de katlanabileceğinden değil bu; hayır, hayır! Bunun mistik tarafı şu: her şey insana uzaklardan uğuldar, oysa yakınındadır çok. İnsan bir sonsuzluğun içindedir. Herhalde Tanrı bu işte! Kendi kendisi olmak, bir bütünün parçası olarak.
[ Knut Hamsun, Son Mutluluk ]

Consolatio'sunda diyor ki Boethius: “...içine düştüğüm bu felâketi kat kat artıran neden, birçoklarının meselenin özüne göre değil de, onun rastlantısal sonucuna göre yargıda bulunmaları ve sadece şansın onayını alan şeylerin iyi olacağını düşünmeleri oldu.” İşte hislerimin bir kısmını açıklayan bir söz. Gözlerini yuvarlarından fırlatacak kadar sıkı gerilmiş bir sicim alnında, kalın bir sopa mütemadiyen karnında, ölene değin dövülmeden önce, beklediği hücresinde Boethius'u teselli eden şey Stoacılar ve Epikürcülerce elbisesi yırtılmış olsa da kendine içkin asalet ve azâmetini hâlâ koruyan o kadın, Felsefe olmuştu; benim tek dostum da uzaklardan uğuldayan bu sonsuzluk hissi işte.

Bir yıl daha geçti. Hiçbir şey eskisi gibi değil; lâkin, hiçbir şey de değişmedi. Bir sonsuzluk içindeyiz, ki neyi değiştirsek, neyi bıraksak aynı, geriye kalanların sayısı yine, hep, daimâ, sonsuz. Sanki sonsuzluk, sayılamayacak kadar çok devinim sayesinde halkedilen bir boşluk; bir yüce Atâlet: sayılamayacak kadar çok devinim yüzünden kaçınılmaz hale gelen.

Öyle yüce ki, Küfr'e düşmemek elde değil.