7 Ekim 2007

yükselen küresel ırkçı hareketlerin bir uzantısı olarak Hrant Dink cinayetinin yeniden değerlendirilmesi

> Flickr set


6 Ekim / İletişim Yayınları'nda "Yükselen Küresel Irkçı Hareketlerin Bir Uzantısı Olarak Hrant Dink Cinayetinin Yeniden Değerlendirilmesi" paneli öncesi ve sonrasından portreler.

Yarımda başlayacaktı panel, ama gösterilecek belgesel ya yolda kaybolmuş, ya yönetmeni izin vermemiş yahut kimbilir başka ne olmuştu; düzenleyenler de bilmiyordu ne olduğunu ve böylece herhalde 1 saat geç başladık. Agos yazarı Markar Esayan konuştu ilkin; temel olarak "vatan sevgisinin" ve dolayısıyla milliyetçiliğin nasıl icad edilmiş bir şey olduğundan¹, milliyetçiliğin hiçbir türevinden hazzedilmemesi gerektiğinden ve Boğaz kıyılarının hiç de dünyanın en güzel yerleri olduğunu düşünmediğinden bahsetti: "Dünyanın her yeri güzeldir, Peru da güzeldir eminim, orada da yaşayabilirim". Çok sıkıntılı görünüyordu Esayan; Hrant'ın katlinden sonra hepimizin olması gerektiği gibi.

Sırasını karıştırdım şimdi: Ömer Laçiner mi konuştu önce, Turgut Tarhanlı mı? Turgut Tarhanlı yazıları gibiydi ama: Teknik. Bilhassa internet üzerinde iyice palazlanan milliyetçi eşekarısı yuvalarından ve bunlarla nasıl baş edilebileceğinden konuştu ve AİHM ile ilgili soruları cevapladı daha çok. O konuşurken ve mütemadiyen "aslında bir şeyler yapılabileceğinden, bunun o kadar da zor olmadığından" bahsederken aklımda belirip duran şeyi sonlara doğru Perihan Mağden dillendirdi: "Siz de yapabilirsiniz bunları meselâ, hem know-how'ınız da var".

Ömer Laçiner, Ömer Laçiner gibi konuştu. Temel olarak içinde sürüklendiğimiz bu akışa biraz yukarıdan bakmayı önerdi: Birkaç on yıldır süren, biraz da fazlaca uzayan bir milliyetçi kabarma içindeydik. Bu da geçecekti, önemli olan onun sonrasını düşünmek ve ona hazırlanmaktı ve hesap vermesi gereken bizler değil, "onlar"dı --milliyetçiler. Bir yerde de bizim entelektüellerimiz arasında Nietzsche ve meselâ Heidegger'den alıntılar yaparak konuşmanın nasıl moda olduğunu, halbuki bu gibi insanların zamanında hangi faşist fikriyat ve oluşumlarla elele kolkola olduğunu bilmemiz, unutmamamız gerektiğini söyleyiverdi. Panel çıkışında İmge -kabaca-, en azından bu iki filozof özelinde konuşursak, onların yüksek felsefe düzeyinde tartıştıkları ve söyledikleriyle, bu söylenenlerin avamdaki yansımalarının -ki bu yansıma bir tür düşünsel "yozlaşma" demekti- sonuçları arasında bu denli doğrudan bir ilişki kurulmasının yanlış olduğunu söyledi. Bir örnek olarak, Darwin'in evrim teorisinin sosyolojik alanda önünü açtığı, "Güçlü olan yaşamayı hak eder" düsturlu faşist hareketle, salt bilimsel bir teori olarak Evrim fikrinin birebir bağdaştırılmasının abartılı olduğunun savunulabileceğini gösterdim ben de. Ancak, böyle bir savununun yapılabileceğini söyledim yalnızca ben; yoksa bundan gittikçe daha fazla şüphe duyuyorum² --ama başka bir yazının konusu bu.
---------------
1 "...önce milliyetçilik fikrini ve onun serada büyütülmüş hali olan milliyetçiliği tartışmak istiyorum" ,Edward Said, Entelektüel s41
2 bkz. bazı vurgularına tamamen katılmasam da Nuray Mert'in haklı yazısı.