21 Ekim 2008

aptallar için kapitalizm


Malum ekonomik kriz sonunda kendini iyice gösterince, aklıma bu yılın başlarında ReThinking Marxism'de rastladığım bir Rick Wolff yazısı geldi, onu bulup bir daha okudum. Wolff, Massachusetts Üniversitesi'nde ekonomi profesörü ve yazısında, en bilineni 1929'daki Büyük Bunalım olmak üzere nadiren denemeyecek kadar sıklıkla çeşitli krizlere giren Kapitalizm'e karşı yalnızca Refah Devleti önerileri getirebilen solculara çatıyor. Batmaktan kurtarmak ve piyasalara biraz güven aşılamak amacıyla tehlike içindeki bankaların irice parçalarını devlet zimmetine geçirerek bu şirketlerin kefilliğine soyunan (bail-out) Amerikan hükümetini "sosyalizm yapmak"la suçlamak ve hâlâ, asıl sorunun devletin piyasaya olan müdahaleleri olduğunu, tek yolun "tamamen bağımsız sermaye piyasası" olduğunu (neo-liberalizm) savunmak gibi küstah gariplikleri her gazetede boy boy okuduğumuz (meselâ...) bu günler için yararlı bir yazı sanırım.

Bir de Vimeo'da aşağıdaki videoyu buldum. Bağrı açık gömleğinin sivri uçlarına ve zaman zaman fazla Amerikalılaşan vurgulu anlatım tarzına takılmazsanız güzel bir capitalism-for-dummies monologu:
> Vimeo

> Rick Wolff: "Neoliberal Globalization is not the Problem"
> Alper Akalın: "Marx yine haklı mı çıktı?"

7 yorum:

  1. Kapitalist asamayi tamamlamis bir toplumda amcanin sosyalist utopyayla gelmesi; bir fiske de olsa umut beslemesi normal karsilanabilir. Aslinda bizim 'solcu'lara (?) da cok kizmamak lazim. Nedeni de daha kapitalist asamada can cekisen (daha dune kadar olmayan Anadolu sermayesi henuz sismeye basladi?) topluma bakip "bu don bu gote zor uyar, iyisi mi sosyal liberal soslu bir seyler verelim" demeleri cok da yadirganasi degil herhalde.

    Amcanin gozden kacirdigi onemli gerceklik ise; ister kapitalist ister refah duzeni toplumlari olsun oradaki iscilerin somuren hegemonyayla gizil bir isbirligi icinde oldugu ve beklenen cevval atakanligi hicbir zaman gostermeyecegidir. Bunu en guzel ifade eden de herhalde Mirsait Sultangaliyevdir. Halit Kakinc'in Destansi Kuramci Sultangaliyev adli eserinde fikir merhaleleri gorulebilir.

    YanıtlayınSil
  2. Yorum için teşekkürler. "Oradaki işçilerin hegemonyayla işbirliği" derken, Batı'nın -görece- zengin işçisiyle Doğu'nun ve Güney'in iyice fakir işçilerinin çıkarlarının hiçbir zaman tam olarak aynı yerde bulunamayacağını (çünkü Batı'nın işçisinin görece zenginliğinin de zaten bu Batı hegemonyasından kaynaklandığını) kastediyorsanız, buna katılmamak zor. Ama kendi sömürenini savunmak için bir işçinin Batılı olması gerektiğini de düşünmüyorum; bunu sağlamanın başka birçok araçları mevcut hakim sınıfların elinde. Bu araçların en önemlisi belki de muğlak bir kanılar iklimi oluşturmak: Kapitalizm'in nasıl da "doğal" bir sistem olduğu, yarattığı tüm bu acıların, üzücü olsa bile kaçınılmaz şeyler olduğu gibi... "Kader" gibi kavramları hoyratça kullanılan din de bu yola koşulan güçlü araçlardan biri.

    Gelmeye çalıştığım yer şu: Esasen ne sömürenini savunan bir işçi, ne de bunun tam tersini yapacak bir işçinin ("işçi" dediğime de bakmayın, sömürülme derecesi ne olursa olsun tüm insanları kastediyorum) doğması için "kapitalist aşamayı tamamlama"ya gerek olduğunu düşünmüyorum. Rusya'da devrim olduğunda da kapitalizm gelişmemişti, bir köylü toplumuydu hâlâ --o devrimin gerçekten "sosyalizm" olup olmadığı konusu başka. Ayrıca önce merkantilizm olacak, sonra kapitalizm gelişecek, en sonda da sömürülenler dayanamayıp sosyalizmi getirecek gibi çizgisel bir gelişim beklemek garip ve Avrupa-merkezci bir yaklaşım bence. Tarih bu kadar düz giden bir şey değil, her toplum Batılı toplumların geçtiği aşamalardan geçmeyebilir. Hem zaten neoliberal küreselleşme sayesinde kapitalizm bir ülkenin sosyal altyapısının oturmasını beklemeden de oraya girdiğinden, kendi ülkesindekinden daha da büyük dertler, çelişkiler oluşturmakta başarılı.

    Tüm bunlara rağmen sonuçta sosyalizm yine de bir ütopya olabilir, bilemiyoruz. Ama bu tür bir yenilgiyi kabulleneceksek bile tüm düşünce yollarını tükettikten, yenilgiyi neden kabullendiğimizi açıkça ortaya koyduktan sonra bunu yapmamızın, kendimize ve çevremize dürüst kalmamızın önemli olduğunu düşünüyorum. En başta kişisel bir ahlâk meselesidir bu. O bakımdan, "bizim solcular"a kızmağa devam edeceğim...

    YanıtlayınSil
  3. Evet tam olarak kastettigim oydu, gerci 'kasteden' ben de degilim dedigim gibi Sultangaliyevdir. Enternasyonaller ardindan Batili iscilerin 'tin'mamasi onda asil celiskinin isci/isveren degil ezen/ezilen oldugu ongorusuyle sonuclanmis; dogal olarak da 'mazlum milletler' ideolojisini ortaya atmistir. Yani tam olarak bugun 'yeryuzunun lanetlileri' dedigimiz kesimin asil tepkiyi vermesi gerektigini dusunmustur.

    Tarihin duz gitmediginde kesinlikle haklisiniz, kirilmalar her zaman olmustur. Yalniz cagin degismesiyle; olusabilecek kirilmalarin cinsi, evrimi, yontemi de degisir. Dolayisiyla daha urettiklerini tuketen ve alim gucunu hic kullanamamis insanlardan bu degisimi beklemek romantiklik olur. Kaldi ki; sosyalist utopik topluma evrilecek devletin asamalarini Marx kendi cizmistir Manifesto'da.

    Turk solcularinin sentez fikriyle gelmesi gerekiyor aslinda. Attila Ilhan'in ulusal bilesim dedigi bu olgu kaim olmadigi surece halk tabii ki direkt olarak cebini ilgilendiren yone kayacaktir. Bizimkisi gibi bir toplumda bunun Ali Seriati gibi sosyalizmini musluman etmis sekilde cikabilmesi disinda bir ihtimal goremiyorum ben. Bunun gibi bir altyapiyla gelen ne duydum ne de gordum.

    YanıtlayınSil
  4. Anladım. Bizimkisi gibi bir toplumda sosyalizm yükselecekse, bunu ancak Ali Şeriati'ninki gibi sosyalizmini müslüman etmiş bir yaklaşımın başarabileceği konusunu açıkçası ben de düşünmüştüm. Tabi ufak -ama temel- ince ayarlarla: Bizim toplumumuz aslen öyle çok keskin şeyleri sevmez (aslında, belli ilginç zamanlar haricinde hiçbir halk/şahıs sevmez); kendi dini bile olsa, İslam'ın o denli başat olacağı bir söylem toplumun tümüne yayılamaz (bizim toplumumuz sanıldığı kadar dindar değil, ama ananeci bir toplumdur). Ama bunu yalnızca "bizim topluma gelmez" diye demiyor, doğrusunun da o olmadığını düşünüyorum. Şeriati'yi ne kadar seversem seveyim, İslam'ın (yahut başka bir dinin), siyasal bir söylemin üzerinde yükseleceği zemin olmaması gerektiğini, laiklikten ödün verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. İran Devrimi de bunun -belki uç noktada- bir kanıtıdır.

    Bizim müslümanlarımızın artık anane ile din'i birbirinden ayırabilmeyi başarması, dinlerinin irade, seçim, hoşgörü gibi temel kavramları üzerinde temiz kafayla tekrar bir düşünmeye başlaması (mecburî manasıyla: demokrat olmaları) ve solcularımızın da din nedir, neden hoşumuza gitmese bile öğrenilmeli ve kendisiyle barışılmalıdır gibi konularda kafa patlatması (onun mecburî manası da aynı: demokrat olmak. Bizim Sol'umuzun din konusunda kafası hep karışık olmuştur) gerek. İslamî sosyalizm filan istemiyorum, solcularımız şu din takıntılarından kurtulsalar yetecek.

    YanıtlayınSil
  5. Leziz bilgiler, çok teşekkürler!

    YanıtlayınSil
  6. şu adamın bahsettiği , konuşmanın sonuna doğru, şu kendileri de bilmeden, ya da öyle adlandırmadan, komünist şirketler kurmuş olanlar kim allahaşkına? gerçekten bilmiyorum ve merak ediyorum, googledan bahsetmiyor herhalde?

    YanıtlayınSil
  7. Belli, tek bir şirketten bahsetmiyor. O tür yüzlerce küçük yazılımcı grup/şirket var Silikon Vadisi'nde. Bunların hepsi başarılı olamıyor tabii; olanların çoğu da Google, Adobe ya da Autodesk gibi piyasa devlerince satın alınıyorlar... hatta birçok firma, tam da bu amaçla, belli bir başarıya ularak bu devlerin dikkatini çekmek için kuruluyor. Satıştan elde ettikleri parayla yeni bir benzer firma kurdukları da çok oluyor bu grupların/kişilerin. Elbette her şey -kaçınılmaz olarak- kapitalist piyasa kuralları ve yönelimleri içinde olup bitiyor ama burada önemli olan, bu firmaların çalışanlarıyla sahiplerinin aynı kişiler olması (yani Marxist literatürden seslenirsek: "üretim araçlarının, emekçilerin ortak yönetiminde bulunması"), ve tam da bu nedenle başarıyı yakalamaları.

    YanıtlayınSil