17 Nisan 2008

cosa nostra: rapimento in campo aperto

Pippa Bacca'nın tecavüze uğrayıp öldürülmesi, ve bunun üzerine "Türk erkeği" ve "milleti"nin yontulmamışlığına, cinsel açlık ve saldırganlığına ve daha genel olarak kadına yönelik -hafif tabirle- hoyratlığına yönelik bildik eleştiriler ve birçok gazetenin olayı duyuran manşetlerini İtalyanca atmaları üzerine...

Normalde neredeyse refleksif olarak karşı çıktığım bu tür genellemelere bu örnekte çıkamıyorum: kabaca bile olsa doğruyla örtüşüyor çünkü, ne yazık ki. Elbette başka yerde de olabilirdi --hatta okuduğum zamandan beri bir türlü zihnimden atamadığım bir gazete haberi var: Fransa'da, metro vagonunun içinde, 3 erkek, diğer bütün yolcuların gözleri önünde 18'lik bir kıza tecavüz etmiş, kimse de gıkını çıkarmamıştı. Bir türlü içime sindiremiyorum yıllardır: peki o kız ne alemdedir, ne hissetmiş, nasıl iyileşmiştir, hiç iyileşebildiyse... Bizde, kadın söz konusu olunca -hele bir de "hafifmeşrep"liklerini bir önkabul olarak aldığımız ecnebilerden biriyse- en mazbutunun bile davranış sapması göstermesine yol açan garip bir açlık, hayvanîlik hasıl oluyor. Ş. haklı; ne din, ne fakirlik ne de başka sosyolojik etmenler tek başına kafi gelmiyor açıklamaya bunu; herhalde hepsinin bir şekilde "doğru" oranlarda karışmasıyla bu hale gelindi. Bilmiyorum.

N. gibi düşünebilmek isterdim, ama bunu engelleyen çok fazla örnek geçiyor gözlerimin önünden. En büyük kanıtı da kendi içimde buluyorum: bu tür her haberde, odaya yayılan hafif bir koku gibi herkesin az çok hissettiği, ama dillendirmediği ortak bir hissin (en karikatürleştirilmiş haliyle "o da mini etek giymeseydi" fikri) çok derinlerde de olsa canlı olduğunu hissediyorum. Bu fikri paylaşmıyorum elbet, ama anlıyorum. Halbuki bu anlaşıl(a)maması gereken, karşılaşıldığında insanı şaşkınlıktan dehşete düşürmesi gereken fikirlerden biri. Şaşılası olana olan bu bağışıklık, sahip olmamam gereken bu fikre sahip olmam, büyük bir ahlaki çöküntü; ki bunu bize bahşeden de sevgili ülkemiz değil mi? Ailesi son derece itidalli ve hoşgörülü şeyler söylüyor kadının, "Türkler aslında iyidir ama..." gibi. Halkın onlara nasıl yakın davrandığından, yardımcı olduğundan, samimi olarak üzüldüğünden bahsediyorlar. Bundan da hiç şüphem yok. Peki çelişkinin bu kadarı nasıl oluyor da yaşayabiliyor bu insanların içinde? Aynı insanlar nasıl hem "dünyanın en açık kalpli ve yardımsever" insanları, hem de bu denli büyük bir ahlaksızlığın yandaşları olabiliyor?

Burası normal bir ülke olsa, ahlaksızlığımız yalnızca dünya ortalamalarında gezinse (ki o da hiç iç açıcı sayılmaz) bütün bu gazete manşetlerini takdir edebilirdim belki. Bu manşetleri atanların daha az uç durumlarda hemen her gün aldıkları tavırları biliyoruz, tecavüze uğrayan bir Avrupalı olduğu için nasıl daha da utandıklarını biliyoruz. Ahlak kendini büyük sınavlarda değil, gündelik olanın ısrarlı aşındırıcılığı karşısındaki tutarlılığında gösterebilir ancak. İsterse Latince atsınlar manşetlerini, midemin bulantısına en ufak deva değil.

Kendimi toparlayıp blog girdisi yazamıyorum ne zamandır. Bu da arkadaşlarımla yazışmalarımdan alınma --isim kısaltmaları da ondan dolayı. Bir -ikinci- ilk adım olsun diye utanmadan buraya geçiriyorum.