Oliver Kontny, Üçgenin Tabanını Yok Sayan Pythagoras
Doğu Batı dergisi sayı:20
“…Papalık kurumu, yani Ortaçağ Avrupa’sını hegemonyasına alan Roma Katolik Kilisesi, …Papa Leo, 451 yılında İzmit yakınlarında düzenlenen Chalcedon Konseyi‘nde bir yandan klasik Roma hukukuna, bir yandan da Havari Petrus’un kutsal ehlini Roma psikoposuna devrettiğini iddia eden sahte bir evrağa dayanarak Bizans İmparatorluğu’na karşıt bir iktidar odağı oluştururken…” [ s.122 ]
“…Barbar tehlikesi konusundaki neredeyse mitolojik denilebilecek korku, elbette oryantalist bakış açısının merkezî bir boyutu, meselâ Hegel‘in tarih felsefesini anlamak için bir mihenk taşıdır. Ama ilginç olan, bu korkunun, Avrupa’nın üstünlük kazandığı kapitalist döneme ait olan bir olgu olarak, yani korkulacak bir şeyin olmadığı, Doğu’nun gerilediği 18. ve 19. yy’da oluşmasıdır. Bu, Batı egemenliğini pekiştirmeyi amaçlayan bir rivâyettir.” [ s.123 ]
“…Tours ve Potiers‘de Arapları Frankların yenmesi [ 1 ] , dönemin komutanı Karl Martel‘in sülâlesinin, Meroving hânedânına karşı konumunu güçlendirmiş, torunu Karl’ın (ünlü Charlemagne ya da “Şarlman” -F.) Bizans’ı arka plana iten önemli bir imparator olmasına yol açan etkenlerdendir. Ama bunun Avrupa’yı kılpayı dehşet ve felaketten kurtaran belirleyici bir ân olduğu düşüncesi, 18. yy İngiliz tarihçisi Gibbon‘a aittir [ 2 ]. Biz buna, milliyetçilik ve emperyalizm çağına ait ‘icat edilen gelenekler’ (“invented traditions” -Eric Hobsbawm‘dan -F.) diyebiliriz.” [ s.123 ]
Notlar:
1 Bu savaş ve sonrasında (gerçi daha önce de -718’den başlayarak- küçük çaplı çarpışma ve isyanlar vardı ama…) müslüman Endülüs’ün tekrar Avrupalılarca ele geçirilmesine Frenkler Reconquista, Araplar El İstirdâd ya da Feth-i Tekerrür der (ki aslında bu ikincisine dair yabancı bir atıf bulamadım. <<Araplar El İstirdad’ı, Osmanlılar ise belki de Frenkçe’den yaptıkları birebir çeviriyle Feth-i Tekerrür’ü kullanıyorlardı demek ki>> sonucuna vardım ama çok fena sallıyor da olabilirim). Emevî halifeliği idaresindeki Arap ve Berberî kavimlerin tüm İber yarımadası’nı ele geçirmeleri yaklaşık 45 yıl almıştı; Avrupalı güçlerin son müslüman Endülüs devletini de ortadan kaldırmaları ise 1492’de olacaktır, yani “feth-i tekerrür” neredeyse 800 yıl sürmüştür. Bu kadar uzun bir süreye yayılan tarihî olayların tümüne tek bir isim vermek, dahası bunu tek bir amacı olan bilinçli bir çabada homojenleştirmek çok tipik bir Şarkiyatçı refleks sayılabilir. Halbuki bu süre içinde ne yapılan savaşlar, ne de oluşan iktidar odakları bu türden bir homojenliği kaldıracak keskin ayrımlara sahipti. Sadece müslümanlar hristiyanlarla savaşmakla kalmıyor, her iki grup da kendi aralarındaki güç çekişmeleriyle uğraşıyordu.
Benzer bir ideolojik kolaycılık, Osmanlı’dan bağımsızlığını kazanan Yunanistan’ın kuruluş aşamasında yarattığı Helen mitosunda ve dolayısıyla Megali İdea’da görülebilir. Yunanlılar antik Atina’nın mirasçısı ve devamı gibi davranmaya çalışmışlardı; Osmanlı nihayet kovulan bir işgalci, aradan geçen 2000 yıl ise olsa olsa küçük bir ayrıntıydı. Bir kısmı bu acayipliğe hâlâ sarılmış bırakmıyor gerçi ama, yalnız değiller nasılsa: bedenleri Orta Asya’dan buraya göçeli 16 asır olmasına rağmen beyinleri Ergenekon dağlarında takılıp kalan bir gürûh Ege’nin bu tarafında karşı kıyıdaki düşman yoldaşlarına diş bilemiyor mu?
2 Edward Gibbon zamanının en ünlü popüler tarihçisiydi. Özellikle “The History of the Decline and Fall of the Roman Empire” isimli hacimli eseri ona büyük ün ve “İngiliz Voltaire”, “Çağımızın Tacitus‘u” gibi övgüler kazandırmıştı. Ama yukarıda anlattığım gibi, 800 yıllık bir döneme basitçe “Reconquista” deme benzeri aşırı genellemelere de meyilliydi. Roma’nın son 500 yılını “Decline and Fall” (Gerileyiş ve Çöküş) olarak adlandırıvermesi de sonradan çok eleştiri konusu olacaktır. Benzer eleştiriler Osmanlı İmparatorluğu için yapılan “Kuruluş, Yükseliş, Fetret, Duraklama, Gerileme” gibi dönemlendirmelere de bir zamandır artık sık sık getiriliyor; bunları tamamen saçma sayan İlber Ortaylı‘yı sayabiliriz misâlen.
> Edward Gibbon, Fall of the Roman Empire in the West kitabının tümü ► Christian Classics Library
Hamiş: Bu yazı benim orada burada okuduklarımı kırpıp yapıştırdığım bir nevî depo olarak kullandığım Kebikeç blogumdan. Oraya alıntıladığım bazı yazılara yorum eklemeden duramadığımı fark ettim ve bu yorum eklediklerimi buraya da aktarmanın doğru olabileceğini düşündüm. O tarafta yorum sayfası diye bir şey yok çünkü ve Kebikeç’i küçük bir kişisel sözlük/ansiklopedi gibi düşündüğümden, eklemeyi de düşünmüyorum; ama gelebilecek yorumlardan, ek bilgilerden kendimi (ve okuyanları) mahrum bırakmak da istemiyorum. Hâsılı, işte böyle: bir deneyeyim, lüzumsuz bir hareket olduğuna kanî olursam silmesi kolay.


1 yorum:
farukahmet abi yorumlarin buraya aktarilmasindan memnununum bu haliyle, yorumlarla eslik eder, farkli tartismalara da imkan bulabiliriz bu vesileyle....